Bir Yazar Aday Adayının Yazma Denemeleri

0
2.963

Merhaba.

● Nasıl giriş yapsam konuşmaya diye düşünürken aslında bu şekilde giriş yaptığımı fark ettim.Sanırım bir şeyler yazmaya başladım. Lakin bir şekilde okuyucuyla buluşacak mı diye de düşünmüyor değilim. Çünkü bir fikrim var ve henüz kimseyle paylaşmış değilim.

 

Bunları okuyorsanız eğer gerçekten hayatımda güzel şeyler olmuş demektir.

 

●Gelelim esas konuya ben size ne anlatacağım, siz benden ne anlayacaksınız ?

 

Hayatın içinde türlü enstantaneler, ufak (ufacık) şakalar, ilginç anekdotlar v.s Aslında sadece yazarak düşüneceğim. Günlük hayatta kendi kendime ne düşünüyorsam aklımdan ne geçiriyorsam onları yazacağım.

 

●Hadi.

 

●Ankara’da yaşıyorsanız, sevgiliniz yoksa ve kendinizi epeyce yalnız hissediyorsanız en büyük eğlenceniz Kızılay’ın kalabalık sokaklarında turlayarak insanları seyretmek olabilir.

 

Ankara’nın insanlarını seyrediyorsanız her türlü dramatik sahneye hazır olmalısınız. Zira burada yaşayan insanların memleketin havasından mı suyundan mı bilinmez garip bir hüznü vardır.Benim de günlerim bu insanların yaşadıklarını merak etmek,tahmin etmek ve neredeyse senaryolaştırmakla geçti. Ve aslında yalnızca bu şehrin değil bütün ülkenin yaşadığı dramı az çok anladım. İşte yurdumdan bazı enstantaneler;

 

-Sözlü sırasında öğretmen onu görmesin diye görünmez olmaya çalışan lise bir talebesinin dramı.

 

-Sırf arkadaşları da içiyor diye sigara içip, öksürük ve hafif baş dönmesini değil arkadaşlarına kendine bile çaktırmayan gencin dramı.

 

-Hayattaki en büyük mutluluğu bir litrelik Marmara Gold olan adamın Antep fıstığı dramı.

 

-Şehirlerarası yolculukta iki koltuk arkadaki sarışın kızı kesmeye çalışırken şaşı olan makine mühendisi adayı arkadaşımızın dramı.

 

-Ayna karşısında jilet gibi olan saçları sokağa çıkınca Orhan Gencebay’a dönüşen adamın dramı. (Evlerden ırak.)

 

-Her hafta içlerinden birinin evinde toplanıp, yaşı ufak bağlamacı akraba çocuğu eşliğinde rakı içen 40 yaşını taze görmüş bekar öğretmen arkadaşların dramı.( Kenar süsü: Bu ortamlara temmuz ayında girilirse bol miktarda yarı kel kafa,çerçevesiz gözlük ve top sakal gözlemlenebilir.

 

-Dersim katliamından bir şekilde sıyrılmaya çalışırken faşist kimliğini belli eden cehepeli gencin dramı. (Bunu ciddi manada çok üzülerek yazıyorum,Dersimin acısını az da olsa yaşamış biri olarak.)

 

-Buzdolabını açınca dondurma kutusunu görüp, daha kutuyu açmadan “ Bu ne yöee yine mi dolma ?” diyen çocuğun aslen annesinin dramı. ( Tabi anasının dramı , dolma bulmuş hala serzenişte ulan göm dolmayı onu bulamayanda var gebeş. Gebeş mi ? Ayrıca bu sefer içinde dolma yoktu… Dondurmada yoktu tabi.)

 

● Evet ülkemizden bazı enstantaneleri okuduk öğrendik. İzletemedik kusura bakmayın.

 

Ulan bir saniye bak görüyor musun lafa daldık ülkenin büyük dramlarını anlatırken en büyük trajedisini unuttuk. Onu da hemen kenar süsü olarak yazayım.

 

-Ülkenin yüzde ellisini evinde zor tutan adamın trajedisi.

 

(Kolay değil lan hemen hemen seksen milyon olduk, bunun yarısını sen evde tut. Kolay iş değil. Hayır bir yerini incitecek, sakatlayacak diye korkuyorum. Yüzde elliden biri ters hareket yapsa kolu bacağı çarpsa, Allah korusun. Tövbe deyin lan gafiller !)

 

●Ben de kim milyoner olmak istere katılacağım, Kenan bey bana da “yüzde elli” verir ellağam. ( Ellağam: Sanırım, galiba anlamında kullanılan Tokat, Sivas yöresine ait kelime.)

 

●”Özgürlüğün geldiği gün o gün ölmek yassah.”

 

İmza: Cemal Süreya’nın bibisinin oğlu.

 

●Arkadaşlar biri İbrahim(Erkal) abinin saçlarına mukayyet olsun, sonra ben karışmam.

●Son günlerin meşhur gafı “Kavas”(he he kavas) üzerine mizahi değeri olan hiçbir şey bulamayan üniversite öğrencisinden arkadaşları 5 gündür haber alamıyormuş. Eğer bulursanız getirin o kavası bana, iki çift lafım var.

 

●Sahaflarda iş arayan öğrenci arkadaşım boşuna arama yok öyle bir şey, şehir efsanesidir, hurafedir o. (Bu arada bulursan bana da haber ver lan, ben de iş arıyorum sahaf olursa iyi olur.)

 

● Fiyakalı küfür sen yok musun, sen ?

 

●Arap sarma kağıdı, Amerikan tütünü ve Kırmızı zemine ay-yıldız çakmak.

 

Hey yavrum hey.

 

●Herkesin lise hayatı çok eğlencelidir, herkes fırlamadır, herkes lisede her türlü çılgınlığı yapmıştır, herkesin lise zamanları acayip goy goyla geçmiştir.

 

Söyleyin bakalım o lise anılarının yarısının şişirme, yarısının yalan olduğunu biz anlamadık mı ? Anladık be oğlum. Ama çaktırmıyoruz işte bozmuyoruz seni kalbin kırılmasın diye ama sen de bir es ver be oğlum. Bir soluk al, çünkü alsan biraz oksijen gitse beyine dur lan ben ne anlatıyorum diyeceksin ama fırsat vermiyorsun ki beyine.(İlkerciğim seni tenzih ederim çünkü geçen sen de lise anılarını anlatmıştın , üstüne gelince yanlış anlama diye yazıyorum. Seninkiler olabilir şeylerdi, sıkıntı yok “Co”. )

 

Ha bu arada lise anıları demişken aklıma ne geldi.Bir gün sınıfta oturuyoruz arkadaşlarla hoca da sınıfta… ( Bundan sonrası her zaman martaval)

 

●Babamdan duyduğum bir rivayet var onu aktarmak istiyorum şimdi. Ama birinci şahıstan anlatıyorum daha hoş oluyor.

 

Ben o zaman Cumhuriyet Üniversitesinde okuyorum. Arkadaşlarla İstasyonda(caddedir) takılıyoruz.Ertesi günde okulda sınav var. Hoca da acayip kıl bir tip gardaş. Gardaş canığı yirim la beni dinle. ( Canını yerim.) Neyse ertesi gün oldu sınava gireceğiz ben hiçbir şeyden anlamıyorum çalışmamışım sınava.Sorulara baktım, kağıdı evirdim çevirdim yok. Hoca gördü bir şey yazmadığımı yanıma geldi. (Devamı diyalog olsun.)

 

-Efladım sen niye yazmıyorsun, kalemin silgin nerde senin ?

 

– Çıkarayım hocam.

 

Bu sırada kalem, silgi ve sallama bıçağı masaya bırakır.

 

Hoca kalemi, silgiyi eline alır.

 

-Efladım tamam bu kalemle silgide o önündeki ne ?

 

Sallamayı şöyle bir sallar.

 

-Bu da kalem açacağı a.g . ( g: goymak)

 

– Tamam efladım sen geçtin, çıkabilirsin.

 

● Umarım güldünüz bu hikayeyi okurken ya da en azından eğlendiniz. Yoksa geri kalanı hayal kırıklığı.

 

● Bir tavsiyem olacak bu yazıyı bir de Erkan Oğur’un Nilüfer parçası eşliğinde dinleyin daha keyifli gelecek.

 

● Erkan Oğur demişken;

 

“Neşeli müzikler besteleyemiyorum,ne yapsam insan olmanın hüznü çıkıyor ortaya, biz sizi eğlendiremeyiz, sadece eğleriz.”

 

Böyle diyor Kopuz Dede. (Pamuk Dede dediğim de olur.) Gerçekten de Erkan Oğur’un herhangi bir parçasında eğlendiğimi hatırlamıyorum. Üstelik albümlerini bırakın canlı yayın, konser ve ders kayıtlarına kadar dinleyen bir insanım. Yok görmedim. Ve bunca yıllık dinleyiciliğimden şunu anladım ( tabi kötü müzisyen kimliğimde var) bir müziği dinlerken

 

mutlu olmak için o müziğin sizi eğlendirmesine gerek yok.

 

Şimdi her şeyi bırakın bir kenara “Bir Suh-i Sitemkar’ı” açın, kıvamında deme sahip bir çay alın ve bir sigara yakın.

 

 

Çünkü benimde söyleyeceklerim bitti.

 

●ÇIT.

Okan Cem Erdem